Tarım Ürünlerimiz

Fındık,   Mısır,   Kivi,   Taflan,   İncir,   Hurma,   Üzüm,   Töngel
FINDIK
Sonbaharda tazesini ve yıl boyunca kurutulmuşunu çerez olarak severek yediğimiz fındık meyvesini veren Fındık bitkileri, Huşgiller'dendir. Anayurdu ülkemizin kuzeydoğu bölgeleri olan fındık bitkileri, Antik dönemde Yunanistan'a götürülmüş ve oradan Avrupa'ya yayılmıştır. On yedi önemli türü olan fındığın günümüzdeki üretimi, yabani fındık (C. avellana), badem fındık (C. maxima) ile tombul fındığın (C. pontica) melezlenmeleriyle yapılmaktadır.

Türkiye'de yetişen fındık bitkileri, 3-5 m kadar boylanırken yurtdışında yetişen yabani fındık bitkileri 10-20 ve hatta 40 m'ye kadar boylanabilmektedir. Fındık yaprakları genelde kalp biçimli, kısa saplı, almaşık dizili, kenarları dişli, üst düzeyi yeşilin çeşitli tonlarında ve parlak, alt yüzü hafif tüylü ve mattır.

Fındığın kış mevsiminde açmaya başlayan tekevcikli çiçekleri, aynı bitkinin üzerinde ayrı ayrı yerlerde bulunur. Dişi çiçek toplulukları kasım ayından itibaren görülür. Erkek çiçekler çok daha geç ve mayıs ayında gelişir. Dişi çiçek döllendikten sonra bir kadehçik oluşturur. Meyve bu kadehçiğin içinde gelişir ve sonbaharda hasat edilir.

Fındık meyvesi, kahverengi sert bir dış kabuk ile bunun içinde açık kahverengi bir kabukla sarılı olan fındık içi ya da iç fındık denilen bir tohumdan oluşur, iç fındığın eti sarımsı ya da kirli beyaz renkli ve lezzetlidir. Fındıklar bitkiden hasat edildikten sonra yere serilip kurutulur ve kadehçiklerinden çıkarılır. Daha sonra özel fabrikalarında sert kabuğu kırılıp içi çıkarılır. Fındık tazeyken kadehçikleriyle ya da sert kabuğuyla satılır ve çerez olarak yenilir. İçi çıkarılan fındık, tuzlu ya da tuzsuz olarak kavrulur ve gene çerez olarak tüketilir. Ayrıca fındık içi çikolata, şekerleme ve pastacılık sektörlerinde kullanılır. Fındık ülkemizin en önemli dışsatım ürünlerinden biridir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) fındık içinin besin değerleri şunlardır: 181 kalori: 3,6 gr. protein; 5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 17,8 gr. yağ bunun büyük bölümü doymamış yağlardır; 0.5 gr. lif; 96 mgr. fosfor; 59,7 mgr. kalsiyum; 0.9 mgr. demir: 0,5 mgr. sodyum; 201 mgr. potasyum: 52 mgr. magnezyum; 0,13 mgr. B1 vitamini; 0.2 mgr. B3 vitamini: 0.16 mgr. B6 vitamini: 17,7 mcgr. folik asit; 24 mgr. E vitamini ve çinko minerali.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda görülen pek önemli besin değerlerinin yanı sıra;
  • Fındık; ceviz, badem, antepfıstığı, kestane vb. sert kabuklu meyvelerde olduğu gibi, bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.
  • Kalbimizin ve kaslarımızın dostudur: içerdiği yüksek orandaki E vitaminiyle kalp ve kas sağlığımızda etkili olan fındık, aynı nedenle hücre yıkılmalarını (ölümünü) da önler.
  • İçerdiği yüksek orandaki doymamış yağlarla kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardımcı olur: Bedenin ısısının korunmasını ve yağda eriyen vitaminlerin bedenin en uzak noktalarına taşınmasını sağlar.
  • Yüksek oranlardaki B vitaminleri ve demir mineraliyle kan yapımını destekler: Aynı öğeleri nedeniyle alyuvarların parçalanmasını önler, kansızlığa karşı koruyucu işlev yapar ve çocukların beslenmelerine yardımcı olur.
  • Bdensel ve zihinsel yorgunlukları giderir, bedene güç katar, hastaların iyileşme dönemim kısaltır ve gebe kadınlara da yararlı olur.
  • İçerdiği çinko mineraliyle bedenin büyümesinde ve cinsel hormonlarının üretilmesinde rol oynar. Afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri olduğu da savunulmaktadır.
  • Bütün bu yaşamsal değerdeki etkilerinden yararlanmak üzere, fındığın günlük diyetimize katılması, fındık içinin ya da fındıktan üretilmiş besinlerin tüketilmesi uzmanlarca ısrarla öğütlenmektedir.
Dikkat: Yağ yönünden zengin olduğu için yüksek tansiyonu olanlar ya da damar sertliği rahatsızlığını çekenler fındığı az yemelidir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Fındık, kök sürgünü (piç) oluşturan bir bitkidir. Üretimi, belli kurallara uyularak bu sürgünlerinden yapılmaktadır. Sürgünler bol güneş gören, hastalıksız ve 1-2 yaşında olmalı; üzerlerinde iyi oluşmuş tomurcuklar bulunmalı ve anaç bitkinin kök yapısı sağlam olmalıdır. İşte bu koşullara uyan sürgünler, köklerine zarar verilmeden topraktan sökülür.

Dikimleri genellikle sonbaharda, kışı sert yaşayan yörelerde ilkbahar mevsiminde yapılır. Fındık fidanları, bazı üreticilerin tersini savunmalarına karşın, kesinlikle sık dikilmemelidir. Uzmanlara göre 5 m. aralıkla dikim yapılması fındık bitkileri için en iyisidir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Dünyanın hemen hemen her yerinde yabani örneklerine rastlanan fındık, ekonomik ve iyi nitelikli ürün veren bir bitki olarak ılıman ve nemli yerlerde yetiştirilmektedir. Ülkemizde diğer bazı yörelerde yetiştirilmekte ise de, fındık yetiştiriciliği için iklimi en uygun bölgemiz, Karadeniz'in kıyı şerididir. Bu bölgede de en iyi bitki gelişimi, kıyıdan 35-40 km. içeriye kadar ve denizden 500 m. yüksekliğe kadar olan alanlarda gerçekleşmektedir.

Fındık, yıllık ortalama sıcaklığı 13-16 derece olan, en düşük sıcaklık -8, -10 dereceye indiği ve en yüksek sıcaklığın 36-37 dereceyi geçmediği yerlerde en iyi yetişir. Kışın açan çiçekleri -10 dereceye kadar zarar görmez. -15 derecede zarar görme oranı artıp -20 derecelerde tüm çiçekleri ölür. Fındık bitkisi için havanın nemi de büyük önem taşır:

Haziran-temmuz-ağustos aylarında havanın nem oranı %60'ın altına düşmemelidir.

Toprak isteği: Fındık bitkileri toprak bakımından aşırı seçici olmamakla birlikte en iyi, organik madde yönünden zengin, humuslu, tınlı, tınlı-killi ve derin toprakta gelişme gösterir ve bol ürün verirler. Fındık, toprağın pH'ı 6-7 arasında olan yerleri sever. Taşlı, kumlu çakıllı ve ağır topraklar ile taban suyunun yüksek (yani yüzeye yakın) olduğu yerlerden hoşlanmaz, kireçli topraklarda yetiştirilemez.

Sulama: Fındık bitkilerinin ekonomik olarak yetiştirilebilmesi için bölgede yıllık yağış ortalaması en az 700 mm. olmalı ve yağışlar aylara göre dengeli olarak dağıtmalıdır. Ama yıllık yağış ortalamasının 1.200-1.300 mm. olduğu yerlerde dahi, bazı sıcak ve kurak yıllarda haziran-temmuz aylarında bitkinin sulanması gerekmektedir.

Gübreleme: Fındık fidanlarının dikiminden başlayarak sağlıklı olarak gelişmesi, iyi taçlanma göstermesi ve verime yattıktan sonra iyi ürün vermesi için gübreleme büyük önem taşımaktadır. Bitkiye gerekli besin maddelerinin saptanmasında, kesenkes toprak ve yaprak analizleri yapılmalıdır. Bu analizlerin sonuçlarına göre fındık bitkilerine azotlu, fosfatlı ve potaslı fenni kompoze gübreler verilir. Ayrıca analiz sonuçlarına göre kalsiyum, magnezyum, demir, mangan, çinko, bor ve bakır gibi mineral besin maddeleri de verilmelidir.

Fenni gübrelerden gayrı toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilmesi, ürün veriminin artmasında etkili olur. Bu gübrenin, ahırda 80 cm. kalınlıktaki tabakalar halinde 6 ay-1 yıl kadar bekletilmiş ve tabakalara fosforlu gübre ile kireç katılarak iyi yanmalarının sağlanmış olması gerekmektedir.

Budama: Fındık yetiştiriciliğinde budama, yapılması gereken işlerin başında gelir. Budama zamanında yapılmaz ya da eksik kalırsa büyük ürün kayıplarına yol açar. Fındıkta esas budamalar sonbahar ya da kış mevsimlerinde yapılır. Tamamlayıcı budama ilkbahar mevsiminde yapılmaktadır. Fındık bitkilerinde şekil, ürün ve gençleştirme budamaları yapılır. Ayrıca bitkilerin yetiştirildiği ocaklarda kök ve dip sürgünü temizlikleri yapılmalıdır. Bütün bu uygulamaların fındık bitkilerini iyi tanıyan kişiler tarafından, kurallarına uygun ve özenli şekilde yapılması çok olumlu sonuçlar verir.

Hasat (Derim): Fındık bitkilerinin hasadından en az 5-10 gün önce bitkilerin altı iyice temizlenir. Fındıkların hasat olgunluğuna geldiği; kadehçiklerin iyice sararıp kızarması, fındık tanelerinin kadehçik içinde oynamaya başlaması, sert meyve kabuğunun kızarması ve fındık içinin kendine özgü sertlik ve tadı alması ve bir de dallar sallandığında meyvelerin 3/4'ünün dökülmesiyle anlaşılır.

Zamanından erken yapılan hasatta, fındık içi kabuğu doldurmaz, buruşukluk ve verim düşüklüğü başlar, meyvenin niteliği düşer. Hasat, bölgelere göre ağustos ayı içinde ve eylül ayı başlarında yapılır. Fındıklar elle teker teker, dallar sıyrılmadan ve kırılmadan özenle yapılmalı, fındığı alınan dal yavaşça yerine bırakılmalıdır. Dallarda hoyratça yapılan toplamada meydana gelen örselemeler, ertesi yılın verimini kötü yönde etkilemektedir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Fındık bitkilerine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, aksatılmadan ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.


MISIR
Yaz mevsiminde kebap edilmişini ya da haşlanmışını, kışın patlatılmışını çerez olarak zevkle yediğimiz mısırı veren Mısır bitkisi, Buğdaygiller'dendir. En çok 3-4 m'ye kadar boylanabilen bir yıllık bu iri tarım bitkisinin anayurdu Güney Amerika'dır. Oradan denizciler tarafından Avrupa, Afrika, Çin ile Hindistan'a getirilmiş ve daha sonra tüm dünyada yaygın biçimde yetiştirilmeye başlamıştır.

Ülkemizde, Mısır'dan getirildiği için bitkiye bu adın verildiği sanılmaktadır. Mısır bitkisinin 4 cm. çapa erişen sert ve dik gövdesi, boğumlu ve bu boğumlar arasında gövdenin içi boştur. Gövde üzerinde, almaşık dizili yeşil renkli, üstü paralel çizgiler şeklinde damarlı, şerit biçimli yapraklarının ucu sivridir. Bitkinin iki farklı çiçeği vardır: Erkek çiçekleri bitkinin üst ucunda salkım başak biçiminde, dişi çiçekleri yaprak koltuğundan çıkan ve olgunlaştığında 25 cm. uzunluğa erişen koçanlar üzerinde yer alır. Dişi çiçeklerin yaz mevsiminde olgunlaşmasıyla meydana gelen mısır tohumları (taneleri), kalın bir sap olan bu koçanlar üzerinde düzgün sıralar halinde dizilmiştir.

Koçan, yapraksı bir bürgüyle sıkıca sarılıyken tanelerin arasında uzayan esmer kahverengi ipliksi uzantılar (stigmalar) burgunun ucundan çıkar. Bunlara da mısır püskülü adı verilir. Mısırın taneleri, yukarıda belirttiğimiz gibi çerez olarak yenildiği gibi; yağı çıkarılarak; unu, irmiği ve nişastası yapılarak; haşlanıp yemeklere katılarak ve dondurulup saklanarak tüketilir. Çok besleyici olduğundan, kökü dışında bütün kısımları hayvanlara yem olarak verilmektedir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. mısır tanesinin besin değerleri şöyle sıralanabilir: 83 kalori; 3,2 gr. protein; 18,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,7 gr. lif; 89 mgr. fosfor; 3 gr. kalsiyum; 0,6 mgr. demir; 165 mgr. potasyum; 400 IU A vitamini: 0.11 mgr. B1 vitamini: 0,1 mgr. B2 vitamini: 1.3 mgr. B3 vitamini ve 7 mgr. C vitamini.

Tanelerin ezilmesiyle yapılan mısır ununun kalorisi 368 grama, karbonhidratı 76 grama ve yağı 3 grama yükselmektedir. Bu undan yapılan ekmek ve diğer hamur işleri, Karadeniz bölgemizde sıkça tüketilmektedir.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda verilen değerlerin incelenmesinde de görüleceği gibi mısır kalorisi, karbonhidratı ve potasyum minerali yüksek oranlara erişen yararlı bir besindir. Bunun yanı sıra;
  • Mısırdan elde edilen mısırözü yağı, damar sertliğini önleyici etkiye sahiptir: Çünkü doymamış bir yağdır. Kullanmaya alışkın özellikle yaşlı kişilerin, yüksek kan kolesterolünü düşürerek sağlığına büyük yarar sağlamaktadır.
  • Mısır, kanseri önleyici maddeler içermektedir: Etkili olduğu kanser türleri arasında kalınbağırsak, göğüs (meme) ve prostat kanserleri sayılabilir.
  • Mısır püskülünün sağlığımıza yararlı birçok etkisi vardır: Bu etkileri şöyle sıralayabiliriz: Bedeni güçlendirici toniktir. Sakinleştiricidir. İdrar söktürücüdür. Mesane taşlarını düşürür. Çocuklarda böbrek sorunlarının atlatılmasına yardımcı olur. Üretrit (idrar yolları enfeksiyonu), sistit (mesane enfeksiyonu), prostatit (prostat bezi enfeksiyonu) ile romatizmanın tedavilerinde etkili olur.
Bütün bu yararlı etkileri sağlamak üzere mısır koçanındaki döllenme olayının gerçekleşmesinden önce (yani koçanın tam olgunlaşmasından önce) ortaya çıkan mısır püskülleri alınır. Kurutulduğunda birtakım etkilerini yitireceğinden bunların taze olarak kullanılması daha iyidir. 2 tatlı kaşığı taze ya da kurutulmuş mısır püskülünün üzerine bir bardak kaynar su döküp 10-15 dakika demlendirilerek elde edilen infüzyondan günde iki-üç bardak içilir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Mısır bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş taneleriyle) çoğaltılır. Bitkinin ekileceği toprağın daha önceden kazılmış, iyi yanmış çiftlik gübresiyle gübrelenmiş, kesekleri kırılmış ve tesviye edilmiş olması gerekir. İşte bitki tohumları, doğrudan doğruya, toprağı böylece hazırlanmış bahçe ya da tarlaya sıralar halinde ekilir.

Sıra üzerinde ekim aralığı 40-50 cm'dir. Buralara yan yana ikişer tohum ekilir, daha sonra 10-15 cm. boya erdiğinde zayıf olanı sökülerek bitki seyreltilmiş olur. ilkbaharda ekimin yapılacağı günde sıcaklık 10 derecenin üzerinde olmalıdır. Bu da, Türkiye'nin çeşitli bölgelerine göre ekimin şubat ayından mayıs ortalarına kadar yapılacağı anlamına gelir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ilıman bölgelerin bitkisi olan mısır, gelişme döneminde sıcak havaları sever. Ülkemizde hemen her yerde bolca yetiştirilmektedir. Ancak bitkinin çiçeklerinin döllenme döneminde sıcak ve kuru rüzgârlar tane tutma oranını düşürmekte, ayrıca yan yatmasına da neden olarak bitkinin verimini azaltmaktadır. Şu halde mısır bitkilerini bahçe ve tarlalarımızda uzun süreler güneş alan ve rüzgârdan korunmalı yerlere ekmemiz iyi olacaktır.

Toprak isteği: Mısır bitkisi, tarıma elverişli olan her türlü toprakta yetiştirilebilir. Ama, süzek (suyu iyi akıntılı) ve organik madde yönünden zengin bol humuslu toprakta bitkiden daha iyi ürün alınır. Toprak pH'ı nötr ya da hafif asitli olmalıdır. Ancak, çok asitli topraklarda toprağa sönmüş kireç eklenerek yüksek asidite oram düşürülebilir. Çok hafif ya da çok ağır bünyeli topraklarda mısır bitkisinden iyi sonuç alınmaz.

Sulama: Mısır bitkisi, gelişme süresince toprakta bol su bulunmasını ister. Özellikle bitkinin boy atması, çiçeklenme ve tanelenme dönemlerinde yaz yağışları yeterli olmalıdır. Sıcak ve kurak geçen bu dönemlerinde mısır bitkisi sulanarak su isteği karşılanır.

Gübreleme: Ekiminden önce toprağa verilen iyi yanmış çiftlik gübresine ek olarak mısır bitkisine gelişme dönemlerinde azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübre verilmesi yararlıdır. Bu gübreler verilirken bitkinin yapraklarına değdirilmemeli, gübre, hafif çapalamayla toprağa karıştırılmalıdır.

Toprak işleme ve yabani otlarla mücadele: Mısır bitkisi ilk gelişme döneminde, çevresindeki yabani otlardan büyük zarar görür. Ancak, bu dönemi atlattıktan sonra yabani otların bitkiye verdiği zarar azalır. Öyleyse, ilk dönemde bahçelerimizde çapalamayla, tarlalarda yabani ot öldürücü ilaçlarla ot mücadelesi yapılması gerekmektedir.

Hasat (Derim): Mısır bitkisinin hasadı için mısır koçanlarında olgunluğun belirtisi, tanelerin koçana bağlandığı yerde siyah lekenin oluştuğunun görülmesidir. Hasat, olgunlaşmış koçanların, sapına yakın yerden elle tutulup bükülmesi ve bitkinin gövdesinden koparılmasıyla yapılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Mısır bitkisine dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.


KİVİ
Kivi adlı, ülkemizde yeni yeni tanınan ve C vitamini yönünden çok zengin olan, meyvesini ekim-kasım aylarında bol bol veren Kivi asması, Aktinidyagiller'dendir. Anayurdu Çin olmasına karşın bu bitkiyi ve meyvesini, ülkesinin haberci kuşu Kiwi adıyla dünyaya tanıtan Yeni Zelanda'dır.

Kivi asması, yaprağını döken, tırmanıcı ve sarılıcı, üzüm asmasına benzeyen, güçlü bir bitkidir. Ağaçlara ve insan eliyle yapılmış desteklere tırmanarak 5-7 m. kadar boylanabilir. Ekonomik ömrü 20-30 yıldır. Ana gövdesi 20 cm'ye kadar kalınlaşabilir. Genç sürgünleri (dalları), parlak kırmızı renkte tüylerle kaplıdır. Asma gibi sülük çıkarmayıp yatay uzayan bu sürgünlerin, desteklere dayandırılması gerekir. 20-30 cm. çaplı, kalp biçiminde, üst yüzü parlak ve canlı yeşil renkli, kenarları dişli yaprakları vardır.

Kivi asması, ikievcikli bir bitkidir. Yaz başında sarımsı beyaz ya da pembemsi renklerde açan ve ayrı ayrı biçimlerdeki dişi ve erkek çiçekleri, ayrı ayrı asmaların üzerinde yer alır. Sonbaharda olgunlaşan kivi meyveleri 40-100 gr. ağırlıkta, oval biçimli, 4-7,5 cm. uzunlukta ve 3-4,5 cm. kalınlıkta, yeşilimsi kahverengi, üzeri kolayca silinip çıkabilen kahverengi tüylerle kaplıdır. Meyvenin eti zümrüt yeşili ya da kahverengi, sulu, yumuşak dokulu, hoş kokulu ve tatlıdır.

Normal bir meyve, 100-1.200 adet minik çekirdek taşır. Bu meyveler hasat edildikten sonra, oda sıcaklığında (20 santigrat derecede) 7-15 gün bekletilir. Böylece olgunlaşan meyve, taze olarak dilimlenip öylece ya da üzerine krema konularak yenilir. Salatalara konulduğunda çeşni ve renk katar. Meyve suyu yapılır ve pastacılıkta sıkça kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze kivi meyvesinin besin değerleri şöyle sıralanabilir: 66 kalori; 17.5 gr. karbonhidrat; 0,79 gr. protein; 0,07 gr. yağ; 0 kolesterol; 0,45 gr. lif; 64 mgr. fosfor; 0,51 mgr. demir; 16 mgr. kalsiyum; 226 mgr. potasyum: 30 mgr. magnezyum: 175 IU A vitamini: 100-400 mgr. C vitamini: 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0,50 mgr. B3 vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan değerlerden görüleceği gibi kivi, çeşitli maddeler yönünden zengin bir besindir. Üstelik;
  • C vitamini yönünden çok zengin olduğu için 1/3 adet kivi yenilmesi bedenin günlük C vitamini gereksinimini karşılar.
  • Kivinin, zengin C vitamini ve türlü enzimler içermesi nedeniyle insan bedenini gençleştirdiği bilim adamlarınca ileri sürülmektedir.
ASMASININ ÜRETİLMESİ

Kivi asması, özenle uygulanması gereken birtakım işlemler sonucu profesyonel üreticiler tarafından tohumuyla ya da gövde veya dal çelikleriyle veya daldırma yoluyla çoğaltılır. Bizim için doğru olanı, inanılır üreticiden dişi ve erkek kivi asması fidanlarını alıp derin kazılmış ve gübrelenmiş uygun toprağa ve on dişiye bir erkek bitki hesabıyla 5 x 5 m. aralıklarla dikmektir.

ASMASININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Çok yağış alan, nemli, rüzgârdan korunmalı, kışın soğuk olan ve orta yoğunlukta güneş alan çevreleri seven kivi asması, kış mevsiminde -6 dereceye kadar dayanabilir. Ama genç bitkiler -6 derecenin altındaki sıcaklıktan zarar görür. Yapraklarını döken bir bitki olan kivi asması, kışın dinlenme mevsiminde, 400-500 saatlik bir soğuklama devresi geçirmek ister.

Toprak isteği: Kivi asması derin, geçirgen ve gevşek bünyeli, organik madde yönünden zengin, asit ya da nötr karakterli (pH'ı 5-7) olan topraklarda iyi gelişir. Toprakta en çok %8 kireç bulunmalıdır. Killi, ağır (su tutan) ve taban suyu yüksek olan topraklarda olumsuz sonuçlar alınır. Kivi asması toprak işlemesi istemez.

Rüzgârkıran isteği: ilkbaharda sert esen rüzgârlar kivi asmasının genç sürgünlerini kıracağı için böyle rüzgârların estiği alanlarda kivi asmasının korunması için rüzgârkıran oluşturulması gerekir. Bu iş için servi (andız) ağaçları kullanılır.

Sulama isteği: Kivi asmasının kök yapısı yüzlek olduğu için ülkemizde Doğu Karadeniz bölgesi dışındaki alanlarda, yağış durumuna göre mayıs-eylül aylarında bitkinin sulanması gerekir. Sulanma aralığı 2-7 gün olup çok sıcak ve kurak havalarda günaşırı sulanabilir. Bitkiye, tuzsuz su verilmelidir.

Gübreleme: Kivi asmaları, her yıl topraktan fazlaca besin kaldırır. Bu nedenle toprağının düzenli olarak gübrelenmesi gerekir. Dikimden önce toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilirken daha sonra yılda iki kez, mart ve haziranda azot, fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübreler, serpme yoluyla verilir.

Herekleme: Kivi asması, gövdesi artan ağırlığı taşıyamadığı için herek, direk ya da tellerle desteklenmelidir. Bir asma 30-40 kg. meyve ve bir o kadar da sürgün ve yaprak ağırlığı taşıyacağından, her bitkiye sağlam bir herek, direk veya gergin bir tel sistemi gerekir.

Budama: Kivi asması yetiştirilirken yapılacak en önemli işlemlerden biri de budamadır. Budama, kış ve yaz mevsimlerinde olmak üzere yılda iki kez, üzüm asmalarının-kine benzer biçimde uygulanır. Budama işleminin, bu işten anlayan kişiler tarafından yapılması doğru olur.

Hasat (Derim): Kivi asmalarının tam çiçeklenmesinden 140-160 gün kadar sonra meyve hasat edilir. Ancak, bu meyveler asmalardan toplandıktan sonra, yukarıda belirtildiği gibi, oda sıcaklığında bekletilip tam olgunluğa ulaşmaları sağlanır ve daha sonra tüketilir. Kivi meyvesinin hasadı, elle toplama yöntemiyle yapılır. Meyvelerin sapı dalında bırakılır. Meyveler örselenmeden ve sapsız olarak toplanır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kivi asmalarında, periyodik ilaçlamayı gerektirecek hastalık ve zararlılar bulunmaz. Yine de çevrelerindeki konukçu (zararlı barındıran) bitkilerden gelebilecek ya da toprakta bulunacak zararlılara karşı dikkatli olunması, seyrek de olsa ilaçlama yapılması gerekebilir.


TAFLAN
Vatanı Anadolu olup, yurt dışına giden ve isim değiştiren; Taflan (Karayemiş) da 1546 yılında bir Fransız tarafından Trabzon’dan toplanmış ve Trabzon Kirazı (Cerasus trapezuntuna) olarak adlandırılmıştır. Bitki aynı yıl İstanbul üzerinden İtalya’ya, 1574’de başka bir yabancı tarafından Viyana’ya oradan da Fransa ve İngiltere’ye gönderilmiştir. 1600 yılından itibaren tüm Avrupada park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmeye başlanmıştır. Karayemişin Latince adı Prunus laurocerasus’tur (Cerasus’tan dolayı orjini Giresun olması lâzım). Ülkemizde ise Taflan, Karamış, Kattak, Laz Üzümü, Laz-Gürcü Kirazı, Tçko, Tanal kısaca karayemiş olarak isimlendirilen bitkiye; Rize, Trabzon (Maçka - Meryemana Vadisi), Giresun, Sinop (Ayancık), Zonguldak (Devrek), Kastamonu, Bartın, Bolu, İzmit (Keltepe), Adapazarı, İstanbul (Belgrat Ormanı, Alemdağ), Bursa (Uludağ) ve Osmaniye’de (Gâvurdağları) orman veya orman kıyılarında doğal olarak rastlanır.

Karayemiş; 5-6 m boyunda veya boylu çalı şeklinde, kışın yaprağını dökmeyen ağaççıktır. Özellikle kayın ormanlarının altında yer alır. Ormancılık bakımından zararlı bir alt flora bitkisidir. Parkçılıkta gruplara karıştırıldığı gibi, tek olarak ta kullanılır. Makaslanmaya gelen bir çit bitkisidir. Güneşli, yarı gölge, kuytu (tam gölgeye dayanır), nemli deniz iklimlerinde, asitik, derin, nemli, humuslu-killi-kumlu topraklarda yetişir (800 rakımlı Ankara’da da park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir). Üretilmesi tohum ve çelikle yapılan ve şimdiye kadar herhangi bir zararlı ve hastalığına rastlanmayan karayemiş; fındık bahçelerinin karayel yönüne dikilerek bahçenin rüzgârdan korunmasını sağladığı gibi, görülmesi istenmeyen helâ, depo vs. gibi yerlerin gizlenmesinde de kullanılır.

5-15 cm boyundaki yaprakları; kısa saplı, uzun şerit halinde ve deri gibi serttir. Sivri uçlu, tam kenarlı veya düzensiz seyrek dişlidir. Üst yüzü koyu yeşil, alt yüzü açık renkli ve tüysüzdür. Şekli ve parlaklığı bakımından manolyaya benzer. Yaprak orta damarı alt yüzde bariz çıkıntı yapar. Açık renkli yeşil renkteki genç sürgünleri tüysüzdür. Bitkiler dünyasının geniş bir ailesi; Rosaceae (gülgiller) familyasından olan karayemişin, Nisan - Mayıs aylarında beyaz açan çiçekleri; 5-10 cm boyundaki dik bir eksen üzerinde sıralanır ve 30-35 tanesi bir arada salkım teşkil ederler.

Zeytin (yuvarlakça) biçimindeki, tek çekirdekli (düzgün, sivri, çarpık yumurta biçimli) az-çok sulu mayhoş-buruk (olgunlaşmış mahlep tadına benzer) meyveleri; 8-10 mm boyunda, önceleri yeşil, olgunlaşınca siyaha yakın (koyu mor) bir renk alır. Sarı kırmızı alacalı olanları da vardır.

Büyüme biçimi, yaprak boyu ve şekli, kışa dayanıklılık açısından farklı 20 bodur türü bulunan karayemişin yabancı literatürde, önemli 9 çeşidi vardır. Bunlar; Angustifolia (yaprakları ince ve şerit biçimli), Caucasica (koyu yeşil yapraklı), Colchica (bol çiçekli), Herbergii (koyu yeşil yapraklı), Otto luyken (yavaş gelişmeli), Pyramidalis (dar tepeli, piramit formlu), Schipkaensis (Bulgaristan kökenli, bol çiçekli, kışa dayanıklı), Schipkaensis Macrophylla (gevşek dokulu), Zabeliana (sarkık formlu, kent iklimine dayanır). Ülkemizde ise meyve biçimi ve meyvenin olgunlaşma mevsimine göre 7 karayemiş çeşidi vardır.

Su -(acı)- (temmuz ortası, acımsı-buruk lezzetli), Vavul (çok etli ve az taneli), Yabani (temmuz ilk haftası, buruk lezzetli), Ağustos -İstavrit- (meyveler geç ve kırmızı renkte olgunlaşır), Orak -(selvi)- (temmuz ortası, tatlı-lezzetli), Ayran -(beyaz)- (haziran ortası, tatlı lezzetli), Kiraz -(Ekmek)- Karayemişleri (haziran ortası, mayhoş-hafif buruk).

Karayemiş nasıl kullanılır?
  • Sindirimi kolay olup meyveleri yenir ,
  • Pekmez, reçel ve tuzlaması yapılır,
  • Şeker hastalığına karşı, fırında kurutularak ya da kavrularak da tüketilir,
  • Tokluk hissi verdiğinden diyet olarak kullanılır,
  • Pasta, kek ve özellikle hoşaf ve kompostolara koku ve tat kazandırmak için ilave edilir,
  • Bazı ilaçlara tat ve koku (kremlerde) verici olarak kullanılır.
  • Yapraklar; çelenk yapımında, balık tablalarının süslenmesinde, hamsi buğulamasında koku vermek ve iştah açmak için (1-2 adet halinde) kullanılır,
  • Hayvanlara taze olarak yedirilir
  • Dış ticarette fidan alımıyla ithal hanemize yazılan ve Türkiye’den başka yerlerde sadece süs bitkisi olarak değerlendirilen Karayemişin; süs bitkisi satan yerlerde ithal ağaççıkları satılmaktadır.
Karayemiş ve Sağlık
  • Hemoroide iyi gelir,
  • İdrar söktürür, Taş düşürücüdür,
  • Sigaraya karşı isteksizlik doğurur,
  • Mide ülseri ve barsak tembelliğini giderir,
  • Özsu’yu egzamaya yarar,
  • Meyveler çekirdekleri ile toz edildikten sonra balla karıştırılır, bronşite iyi gelir.
  • Yaprakları çiçek açma döneminde zehirlidir. Gelişmesini tamamlayan taze yaprakları elle toplanır. Destile edilerek eczacılıkta kullanılan Laura Cerasin maddesi elde edilir. Bazı ilaçlara tat ve koku (kremlerde) verici olarak kullanılır.
  • Yaprağın bileşimi; glikoz, tanen, kalsiyum oksalat, emulsin (enzim), prulaurasin (glikozid), benzoik asit, siyanidrik asittir (zehirlidir, çekirdekte de bulunur, yapraktan elde edilen su fazla kullanılırsa; baş dönmesi, kusma, karın ağrısı yapar)
  • Spazm çözücüdür (bronş ve sindirim sistemi),
  • Sakinleştiricidir (astım, sinirsel öksürük), Uyku vericidir,
  • Kalp çarpıntısını gidermek ve kan şekerini düşürmek için kullanılır,
  • Karayemiş, zengin antioksidan bileşenleri sayesinde birçok hastalığın oluşumu ve gelişmesini önlemesinde faydalı. Bu anlamda karayemiş tüketiminin fayda sağlayacağı hastalıkların başında, alzheimer, diyabet, doku ve cilt hastalıkları, kanser, kalp-damar hastalıkları ve romatizmal hastalıklar geliyor. Karayemişin antioksidan özelliğiyle aynı zamanda yaşın ilerlemesiyle vücutta meydana gelen oksidaf zarar azalıyor, yaşlanma da gecikiyor.

İNCİR
İncir, Kur'ân'da adına müstakil sure bulunan ve üzerine yemin edilen bir meyve olup beş bin yıldan beri Anadolu ve Akdeniz'in çeşitli bölgelerinde hasadı yapılan bir bitkidir. Sümerler ve eski Mısırlılar zamanında da yetiştirildiğini bildiren kaynaklar bulunmaktadır.

İncirin anavatanı Anadolu'dur. Buradan Akdeniz ülkelerine, Orta Doğu'ya, Hindistan'a ve Çin'e yayılmıştır. Amerika'ya da Türkiye'den gitmiştir. Ülkemizde en çok Aydın ve İzmir illerinde yetiştirilmektedir. İncirin yetiştirilmesi için en elverişli bölgeler Büyük ve Küçük Menderes havzalarıdır. Ülkemizde dokuz milyonu meyve verebilen on milyona yakın incir ağacı bulunmakta olduğu ve tamamı sıcak bölgelerde yetişebilen 800’e yakın çeşidi bulunur.

Mart-nisan aylarında çiçek açan, 1,5-6 m yüksekliğinde, süt taşıyan iki evcikli bir ağaçtır. Yabanî olarak bulunursa da, daha çok yetiştirilir. Yemiş olarak da bilinir. Erkek bitkiler Ficus carica varyete caprificus (baba incir), disi bitkiler Ficus carica varyete domestica (yenen incir) ismini alirlar. Çiçekler, çukurlasarak armut biçimini almış ve etlenmiş olan çiçek tablasının iç çeperinde toplu bir hâlde çiçek durumlarını teşkil ederler. Baba incirin çiçek durumunda çiçek tablasının agıza yakın kısımda erkek çiçekler, daha asagi kısımlarında ise mazi çiçeği denilen verimsiz dişi çiçekler bulunmaktadır. Yenilmekte olan incirin tozlaşması mazi böcekleri (Blastophaga grossorum) tarafından yapılmaktadır. Böcekler yumurtalarını mazi çiçeklerinin yumurtalıklarına bırakırlar. Genç böcekler çiçek tablasını terk ederken, çiçek tablasının ağız kısmına yakın bulunan olgun erkek organ başçıklarına süründüklerinden, üzerlerindeki çiçek tozları ile gitmiş oldukları dişi bir bitkinin dişi çiçeğini dölleyebilirler. Olgunlaşma esnâsında çiçek tablasının çeperiyle, çiçeğin taç yaprakları etlenip tatlılaşarak incir denen yalancı meyve hâsil ederler. Asil meyveler esmer renkli olan sert çekirdeğimsi kısımlardır. Aydın incirinin dışında seker inciri, mor incir, Sultan Selim inciri, yediveren inciri, kavak inciri ve patlıcan inciri gibi çeşitleri de vardır.

Karadeniz Bölgesinde bol miktarda yetişen ve daha çok taze olarak tüketilen mor renkli ve tatlı incir diğer bir çeşit olup başta kabızlık olmak üzere kanın pıhtılaşması, yaraların çabuk kapanması ve kansızlığın önlenmesinde faydalı olduğu belirtilmektedir.

İncirin kurutulmuşu da çok değerli olup, iyi bir besin kaynağıdır. Sağlıklı beslenmedeki yeri nedeniyle, doğal gıdaların her geçen gün önem kazandığı günümüzde, besin değeri çok yüksek olan incirimizden ilk önce Türk halkının yararlanmasının sağlanması, bu bilincin yerleştirilmesi, beslenme değerinin yeterince tanınması ile mümkün olabilecektir. İncir meyvelerinde seker, organik asitler, sâbit yag ve vitaminler (A,B,C) vardır. Meyveleri gerek yas olarak gerek kuru olarak yenmektedir. Kuru meyveler balgam söktürücü olarak, yumuşatıcı olarak kullanılır. Halk arasında sütle kaynatılan incir ses kısıklığına karşı kullanılır. Doğanın en mükemmel meyvesi olduğu iddia edilen İncir, kalbe ferahlık verir. Kuluncu ve sindirim organı sancılarını giderir. Ayrıca, yas dalları kırıldığında akan sütümsü beyaz sıvı, nasır ve siğillere sürülürse tedavi eder. İncir reçinesinden elde edilen bazı maddelerin bazı kanser hücreleri üzerinde öldürücü tesir yaptığı belirlenmiştir.

İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek lif içeriğine sahiptir. Sadece 1 adet kuru incir 2 gram lif sağlamaktadır, ki bu tavsiye edilen günlük ihtiyacın %20'si'dir. Son 10-15 yılda yapılan araştırmalar, bitkisel gıdalarda bulunan liflerin sindirim sisteminin düzgün olarak çalışması açısından çok önemli olduklarını ortaya koymuştur. Besin olarak alınan lifin sindirime yardımcı olduğu ve bazı kanser türlerinin riskini azaltmada etkili olduğu bilinmektedir. Beslenme uzmanları lif alımını artırmanın ideal bir yolu olarak, lif açısından zengin olan incir tüketimini tavsiye etmektedirler. Çözünür ve çözünmez liflerin her ikisinin bir arada bulunması ise sağlık açısından çok önemli bir avantajdır.

Her iki lif türünün bir arada bulunmasının, kanseri engellemede, tek başına olduklarından daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır. İncirde her iki  lif türünün -hem çözünür hem de çözünmez liflerin- bir arada bulunması bu bakımdan inciri son derece önemli bir besin maddesi kılmaktadır.

California Fig Advisory Board’a göre, meyvelerde ve sebzelerde bulunan antioksidanların insanları birçok hastalıktan koruduğuna inanılmaktadır. Antioksidanlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışardan alınan zararlı maddeleri  (serbest radikalleri) etkisiz hale getirirler ve hücrenin tahrip edilmesini engellemiş olurlar. Scranton Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmada, kuru incirin, antioksidan bakımından zengin fenol bileşimine diğer  meyvelere göre çok daha fazla sahip olduğu belirlenmiştir. Fenol,  mikroorganizmaları öldürücü -antiseptik- bir madde olarak kullanılmaktadır. İncir hemen hemen her özel diyetin parçası olabilir: İncir doğal olarak  yağ, sodyum ve kolesterol içermediği ve yüksek lif oranına sahip olduğu  için, kilo vermeye çalışan kişiler için de uygun bir besindir. Aynı zamanda incir, bilinen tüm meyvelere göre en yüksek mineral içeriğine sahiptir. 40  gram incir, 244 mg potasyum (günlük ihtiyacın % 7'si), 53 mg kalsiyum  (günlük ihtiyacın %6'sı) ve 1.2 mg demir (günlük ihtiyacın %6'sı)içermektedir. İncirde kalsiyum oranı çok yüksektir; meyveler arasında kalsiyum içeriği açısından portakaldan sonra ikinci sırada gelmektedir. Bir kase kuru incir, bir kase süt ile aynı miktarda kalsiyum sağlamaktadır.

Uzmanlar İncirde C vitamini hariç diğer bütün vitaminlerin bulunduğunu belirterek, “İncirdeki bu vitaminler sayesinde kanın pıhtılaşması sağlanır, ciltteki yaralar çabuk kapanır ve kansızlık önlenir. Özellikle taze incir kabızlığı önlemede birebirdir. Kabızlığın önlenmesi için incirler akşamdan suya konur, sabahleyin aç karnına yenir. Kuru incir ise bağırsak faaliyetlerini artırır. Sütle birlikte pişirilerek yenilen taze incir, nezleyi ve boğaz ağrılarını giderir”

İncirin insan vücuduna faydalarının saymakla bitmediğini kaydeden Uzmanlar, “İncir tüm meyveler arasında en yüksek şeker oranını(tüm meyvenin % 51-74'ü ) sahip olup enerji verir. Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır. Yüksek oranda kalsiyum ve demir içerir ve bu yüzden kansızlığa ve kemik hastalıklarına iyi gelir. Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kolesterol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır. Kalbe ferahlık verir, kuluncu ve sindirim organı sancılarını giderir. Süt ile kaynatılan incir ses kısıklığına iyi gelir. Ağacının dalları kırıldığında akan süt, siğil ve nasırlara sürülürse çok iyi gelir. İnciri cevizle birlikte yerseniz hem astıma ve bronşite iyi gelip öksürüğü keser hem de vücudunuzu zehirden korur. Ayrıca nezleye de iyi gelir. İncir süte, sirkeye ya da zeytinyağına batırarak yenirse basur şikayetleri ortadan kalkar. Ses kısıklığında bir su bardağı sütün içine incir atılıp kaynatılıp içilmelidir. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir”. İncirin erkeklerde cinsel gücü de arttıran çok güçlü bir afrodizyak olduğu ve kanser hücrelerinin büyümesine engel olduğu bilinmektedir.

İncir, uzun süreli hastalıklardan sonra hızlı şekilde iyileşmeye yardımcı olan, güç ve kuvvet veren bir ilaç olarak da düşünülmektedir. Fiziksel ve  zihinsel zorlanmayı ortadan kaldırır ve vücuda enerji ve güç sağlar.

İncirin en önemli besin öğesi, tüm meyvenin % 51-74'ünü oluşturan şekerdir  ve tüm meyveler arasında en yüksek şeker oranını içermektedir.

İncirin sadece meyvesi değil, diğer bazı bölümleri de şifalıdır. İncir ağacının reçinesinden elde edilen bazı maddeler bilhassa araştırma konusudur.

Güney Kore'li araştırmacı Hunseung Kang ve arkadaşları, incir ağacından elde edilen reçinenin hususiyetlerini incelemişler ve kauçuk ağacından elde edilen reçine ile karşılaştırmışlardır. Bilindiği gibi kauçuk ağacından elde edilen reçine günümüzde sonda, kateter ve cerrahî eldiven gibi çeşitli tıbbî malzemelerin yapımında kullanılmaktadır. Bu tıbbî malzemelerin kullanımı sırasında ortaya çıkabilen önemli problemlerden birisi hastalarda ve sağlık personelinde ortaya çıkan alerjidir. Kang ve arkadaşları incir ağacından elde edilen reçineden yapılan tıbbî malzemenin daha az alerjik olduğunu ileri sürmekte ve incir reçinesinin kauçuk reçinesine alternatif olabileceğini bildirmektedirler.

Sonuç olarak incir; potasyum ve kalsiyum, vitamin ve bitkisel lifler açısından zengin olması, düşük sodyum ve yağ ihtiva etmesi, kolesterol bulundurmaması sebebiyle çok değerli bir meyvedir. Bunun yanı sıra kanser ve kalp hastalıkları başta olmak üzere, çeşitli hastalıkların oluşumunu engelleyebilen maddeler taşıması açısından da önem taşımaktadır.


HURMA
Bilimsel adındaki (Latince) Diospyros sözcüğü Tanrıların Yiyeceği anlamına gelen, tadı hamken buruk olup olgunlaşınca tatlanan trabzon hurması adlı meyvesini veren Trabzon hurması ağacı, Abanozgiller'dendir. Anayurdu Japonya ile Çin olan, ama Akdeniz havzası ile Türkiye'de çok iyi gelişen ve kışın yapraklarını döken bu ağaç, 12 m'ye kadar boylanabilir.

Gri renkli gövdesinin kabuğu levhalar halinde çatlak çatlaktır. Açık yeşil renkli sürgünleri, yaşlandıkça griye dönüşerek ağacın dallarını oluşturur. Gene açık yeşil renkli, tüylü, kalın, kısa saplı, kenarları düz, ucu sapa doğru çekik, yeşil renkli damarları belirgin yaprakları, dallara iki sıra halinde almaşık dizili ve 6-15 cm. uzunluktadır.

Bu süs bitkisi kadar güzel olan bu ağacın çiçekleri sarımsı beyaz renkte olup döllendikten 140-160 gün sonra, sonbahar mevsiminde olgunlaşır, ufak bir portakal büyüklüğünde turuncu renkli, düzgün yüzeyli meyve haline gelir. İyice tatlandığında taze meyve olarak yendiği gibi, dondurularak ya da kurutularak, tatlıları ve reçeli yapılarak da tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze trabzonhurmasının içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 77 kalori: 19,7 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1.69 gr. lif: 26 mgr. fosfor; 6 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 6 mgr. sodyum; 174 mgr. potasyum: 8 mgr. magnezyum; 2.710 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini: 66 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Özellikle A vitamini yönünden pek zengin bir besin olmasının yanı sıra;

- Trabzonhurması, tanen yönünden de zengin olduğundan, damar büzücüdür; bu niteliğiyle diyarenin iyileştirilmesinde etkili olur: Söz konusu etkisinden yararlanılması için bolca yenmesi tavsiye olunmaktadır.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Trabzonhurması ağacı, yabani türlerinin tohumlarının (yani çekirdeklerinin) ayrıntılı işlemlerle meyveden çıkarılıp özenle çimlendirilmesi sonucu elde edilen çöğürleriyle çoğaltılır. Ancak profesyoneller tarafından elde edilebilen bu çöğürler, sonbaharda fidanlıktaki yerlerine dikilir.

İlkbahar mevsiminde çöğürlere çeşitli yöntemlerden biriyle aşı yapılarak istenen çeşitte fidanlar elde edilmiş olur. Bizim için, böyle ayrıntılı işlemler sonucu elde edilen çeşidi belli sağlıklı fidanları inanılır üreticiden satın alıp bahçemize dikmek en doğrusudur.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Trabzonhurması aslında astropik iklimlerin ağacı olduğu halde, sıcak ılıman iklim koşullarına da uyum sağlamıştır. Yapraklarını döken bir ağaç olduğu için düşük sıcaklıklara dayanabilir. Türlerine göre -12 ila -18 dereceye kadar dayanabilmektedir. Kışın dinlenme isteği 7,2 derecenin altında 200-400 saattir.

Toprak isteği: Trabzonhurması ağacı için en uygun toprak tipi, orta ağır bünyeli, organik madde yönünden zengin, suyu iyi akıntılı ve pH'ı 6,5-7 olan topraklardır. Ancak ağaç, çok hafiften çok ağır bünyeliye kadar değişen topraklara da uyum sağlayabilir. Toprağın kireç oranı %20 kadar olabilir. Organik maddeler yönünden çok fakir topraklarda trabzonhurması ağacı yetiştirilemez. Yukarıda anlatılan şekilde üretimi yapılmış fidanlar sağlandığında, bitkinin isteğine uygun toprak tipinde 6-7 m. aralıkla açılan 60-70 cm. derinlikteki çukurlara fidanlar dikilir.

Sulama: Nemli ortamları seven trabzonhurması ağaçlarının iyi gelişmesi ve bol ürün vermesi için topraktan yeterli suyu alması gerekir. Bu nedenle ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yağışların yetersiz olduğu havalarda, ağaçlara düzenli ve yeterince su verilmelidir. Sulama yetersiz olursa ağaç meyve döker, düzensiz sulamada meyveler çatlar. Meyvenin rengi yeşilden sarıya döndüğünde sulama kesilir. Ancak, derimden (hasattan) sonra kurak giden havalarda, sonbahar ve hatta kışın ağaçlara daha seyrek aralıklarla su verilmelidir.

Gübreleme: Trabzonhurması ağaçları, azotlu gübreye fazlaca gereksinim duyar. Azotlu gübre ilkbaharda, ama aşırıya kaçılmadan verilir. Ağaçlara fosforlu ve potaslı gübre kasım-aralık aylarında verilirken gene aşırıya kaçılmamalıdır. Bütün bu fenni gübreler yerine, ağaçlara, iyi yanmış çiftlik gübresi de verilebilir. Gübre, ağacın izdüşümüne (yani tacın genişliğindeki daire biçimli bir alana) serpilir ve hemen çapalanarak toprağa karışması sağlanır.

Toprak işleme: Küçük bahçelerde çapayla ya da belle, büyük bahçelerde pullukla yapılır. Böylece yabani ot temizliği, yağmur suyunun toprağa kolay işlemesi ve toprağın havalanması sağlanmış olur.

Budama: Trabzonhurması fidanının dikimini izleyen üç yıl içinde şekil budaması uygulanır. Daha sonraki yıllarda ağaçtaki çatal ve obur dallar ile çok zayıf sürgünler çıkarılıp atılır. Budama işinin, bu ağaç türünden iyi anlayan kişilerce yapılmasında yarar vardır.

Hasat (Derim): Trabzonhurması meyveleri, tam iriliğini ve kabuğundaki yeşil renk kaybolup çeşidine özgü turuncu ya da koyu turuncu rengi aldığı zaman ve sertken toplanmalıdır. Tadı buruk olan meyveler yumuşayıncaya, yani yenilecek olgunluğa gelene kadar uzun süreler ağaçların üzerinde kalabilir. Ama, bu durumda böcek ve kuşların vereceği zararlara karşı önlem alınması gerekir.

Trabzonhurmalarının hasadı iki seferde yapılmalı, rengini almamış meyveler ikinci derime bırakılmalıdır. Çünkü erken toplanan meyveler buruşup kalır. Hasatta, meyve dalından çekilip koparılmamalı, meyveli dal sol elle tutulmalı, meyve, sağ elle, örselenmeden ve dalı kırılmadan koparılmalı ya da daha iyisi makasla sapı kesilmelidir. Toplanan meyveler kabına yavaşça konulmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Trabzonhurması ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun koruma ilaçları kullanılarak düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.


KARA ÜZÜM
Çilek tadını andıran özel aromaya sahip, kalın kabuklu, çekirdekli, kabuğu et kısmından kolaylıkla ayrılan ve Vitis labrusca L. türünün doğal yollarla melezlenmesi sonucunda ortaya çıkmış olan mavi-siyah, pembe, bakır kırmızı, beyaz, siyah renkli olan bu üzüm çardak yapılarak veya ağaçlara sardırılarak yetiştirilmektedir.

İzabella, kokulu kara üzüm, çilek üzümü, siyah üzüm, favli üzümü veya Amerikan üzümü olarak adlandırılan bu üzüm çeşitleri mantari hastalıklara karşı son derece dayanıklı olup salkımlarının uzun süre omca üzerinde kaldığı saptanmıştır.

Kokulu kara üzüm olarak bilinen üzüm çeşit veya tipleri ılıman iklim kuşağında yetişmekte olup kışın yaprağını döken odunsu yapıda bir bitkidir. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye, İngiltere, Rusya, Brezilya, Kanada, Almanya ve Japonya’nın nemli ve soğuk iklime sahip yerlerinde doğal olarak yetişmekte ve yerli üzüm olarak bilinmektedir. Serbest bırakıldığında ağaçlara sarılarak 15-25 m yüksekliğe erişebilir. Yabani formları birçok kuş türü ile bazı hayvanların beslenmesinde önemlidir. Doğal ortamlarda meyvelerini tüketen kuşlar tarafından farklı yerlere yayılmış ve yeni varyeteleri ortaya çıkmıştır. Çünkü Vitis labrusca L. türüne giren üzüm tip ve varyeteleri yabancı tozlanma ve döllenmeye açıktır. Mayıs-haziran arasında çiçek açan bu üzümlerin çiçek salkım uzunlukları 5-10 cm’dir. Bir salkımda yuvarlağa yakın en az 20 adet tane bulunmaktadır ve tane çapları 8-25 mm civarındadır. Olgunlaşma periyodu ağustos-ekim arasındadır. Olgunlaşan tanelerde renk İzabella’da kahverengimsi-mor veya donuk siyahtır. Olgun tanelerde 2-6 arasında 5-8 mm uzunluğunda kahverengimsi köşeli çekirdekler vardır. Tohumları +5°C’de 3 yıl canlılığını koruyabilmektedir.

Kara Üzüm, yüksek şeker içeriği dolayısıyla kalori değeri fazla olan bir besin maddesidir. Beslenme değerini oluşturan maddelerin niteliği ve miktarı taze veya işlendikten sonra dönüştüğü ürüne bağlı olarak değişmektedir. Bazı karaciğer hastalıkları ve kansızlığın tedavisinde de etki olan üzüm, içerdiği meyve asitleri ve lifli yapısından dolayı mideye zarar vermeden böbrek ve barsak sisteminin çalışmasını düzenler, kanın temizlenmesine de yardımcı olur. Nem oranı yüksek Karadeniz Bölgesi gibi bağcılık bölgelerinde yetiştirilmekte olan Avrupa üzüm çeşitlerinden (Vitis vinifera) renkli kabuklara sahip olanlarında ve kokulu kara üzüm olarak bilinen İzabella gibi (Vitis labrusca) üzüm çeşitlerinde bol miktarda resveratrol maddesi bulunmaktadır (50-100 mikrogram/1g taze kabuk veya 1.5-3.0 mg/lt kırmızı şarap). Bu maddenin kabukta olması sayesinde nemli bölgelerde yetişen üzüm çeşitlerinin mantari hastalıklara karşı dayanıklılık sağlandığı tespit edilmiştir.

Yapılan tıbbi araştırmalar göre antioksidant ve antimutagen özelliğine sahip olan resveratrol, kanser oluşumuna doğru giden hücre değişimlerini bloke etmekte ve istenmeyen dokuların vücutta oluşması engellenmektedir.

Dünya üzerindeki ölümlerin büyük bir oranını kanser oluşturmaktadır. Resveratrol maddesinin ise kanserden kimyasal olarak korunmada büyük bir potansiyele sahip olduğu bilim adamları tarafından ortaya konulmuştur. Üzümün mucizesi olarak ifade edebileceğimiz resveratrol maddesinin kullanılma zamanının geldiğini hatta geçmek üzere olduğunu söyleyebiliriz.

Karadeniz Bölgesi sahil kesiminde nem oranının son derece yüksek olması nedeniyle sofralık olarak tüketilen beyaz renkli üzümlerin yetiştirilmesi imkansız olarak ifade edilmektedir. Ancak bu bölgenin doğal üzümü olan İzabella (kokulu üzüm, çilek üzümü, siyah üzüm) yörede aile ihtiyaçlarına yönelik olarak bolca tüketilmektedir. Sofralık olarak tüketilen bu üzümün kabuklarının kalın olması nedeniyle yenilme sırasında kabuğu atılarak sadece et kısmı tüketilmektedir. Şıra, pekmez veya pestile işlenerek tüketildiğinde ise kabuklardaki maddeler bu ürünlere geçebilmektedir. Bu üzümün taze olarak tüketildiğinde kabukları ile beraber tüketilmesinin gerektiği, böylece insan vücudunun kabuklardaki resveratrol maddesinden çok daha fazla miktarda yararlanabileceği belirtilmektedir.

İçerdiği besin maddeleri sayesinde güzellik iksiri ve zayıflama rejimlerinde kullanılan üzüm gerçek bir beyin besinidir. Yaz aylarının vazgeçilmez meyvesi ve şifa kaynağı olan üzüm, Amino asitler, B vitaminleri (B1, B2), mineraller, potasyum, magnezyum ve demir içerdiği için bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektedir. İçerdiği doğal fruktoz sayesinde vücudun harcadığı enerjinin kısa sürede depolanmasını sağlar ve magnezyum sayesinde insanın iş verimliliğini artırır. Bünyesindeki asitler mideye zarar vermeden böbrek ve karaciğerin çalışmalarını hızlandırır. Yağların erimesine yardımcı olurken vücudun virüslere karşı dirençli hale gelmesini sağlar. Kabuk ve çekirdekleri bağırsak metabolizmasını hızlandırırken cildin taze ve temiz bir görünüm almasını sağlar. C-vitamini aktivitesini artırır, alerji ve kireçlenmelerde iltihap oluşumunu engeller. Besinlerin parçalanması sonucunda oluşan serbest radikallerin kılcal damarların duvarlarına saldırmasında güçlü bir antioksidant görev üstlenerek düşük yoğunluktaki lipoproteinlerin (LDL) kılcal damarlarda birikmesini engeller, hücrelerde değişim sonucunda tümör oluşumuna izin verebilecek hücre içi moleküller üzerine serbest radikallerin saldırısını bloke eder ve sonuçta kanser oluşumunu engeller .

Kara Üzüm hem besleyici hem de sağlık açısından çok yaralı bir meyve türüdür. Bir kilo taze kara üzümün besin değeri 1150 g süt, 390 g et, 300 g ekmek ve1200 g patatese eşdeğerdir. Gerçek bir beyin besini olan üzüm, yaz aylarının vazgeçilmez meyvesi ve şifa kaynağıdır. Beyin ve sinir metabolizmasını destekleyen, bağışıklık sistemini kuvvetlendiren önemli B vitaminleri (B1, B2), amino asitler, mineraller, potasyum, magnezyum ve demir içermektedir. İçerdiği doğal fruktoz, harcanan enerjinin kısa sürede depolanmasına yardımcı olur. Bünyesindeki magnezyum insanın iş verimliliğini artırır. Bünyesindeki asitler (tartarik asit, sitrik asit, malik asit, süksinik asit, fumarik, pyruvik, a-oxogkutarik asit, gliserik, glikolik, dimethyl-süksinik asit, shikiminik asit, quinik asit) mideye zarar vermeden böbrek ve karaciğerin çalışmalarını hızlandırır, bu çalışmaları destekler, yağları eritir, vücudu virüslere karşı dirençli hale getirir. kabuk ve çekirdekleri bağırsak metabolizmasını hızlandırır. Dokulardaki suyu da vVücuttan attığı için deri daha taze ve temiz bir görünüm kazanır. kabuklarındaki resrevetral adlı madde günümüzde artış gösteren cilt kanserini tedavi etmede kullanılmaktadır. Çağımızın hastalığı olan strese karşı iyi gelmektedir.

Öğleden sonra yenilecek bir salkım üzüm veya içilecek bir bardak üzüm suyu vücudu ve beyin hücrelerini zindeleştirmektedir. Yüz güzelliğini artırmak ve korumak isteyen bayanlar da üzümü maske olarak kullanmaktadırlar.

Yağ ve azotlu madde içeriği az olan üzüm, diyet ve zayıflama rejimlerinde kullanılmakta ve kür olarak doktorlar tarafından tavsiye edilmektedir. Üzüm ile yapılan bir kür sayesinde insan vücudundaki asitler ve toksik maddeler temizlenmektedir. Üzüm küründe siyah üzüm kullanılır. Doktora danışmadan kür uygulanmamalıdır.

Kara Üzüm hakkında başka bir Yazıyı okumak için buraya tıklayınız.


TÖNGEL
Türkiye'de, Kuzey Anadolu ve Marmara bölgesinde yetişen, Beşbıyık, Döngel, İzgil, Mespilus, Germanica, Medlar, Neflier adı ile de bilinen töngel, Gülgiller familyasından olup kış aylarında yaprak döken, eğri büğrü gövdeli, dallı budaklı küçük bir ağaçtır. Çiçekleri beyaz veya pembe renklidir. Meyvesinde (Muşmula) çeşitli şekerler, organik asitler, pektin maddeleri, C vitamini ve karoten bulunmakta olup buruk ve hoşa gitmeyen bir tattadır ve etlidir. 5 bölmesi vardır, iyice olgunlaştıktan sonra yenir.

Muşmula, bağırsak hastalıklarında iyi bir kabız düzenleyicidir, bağırsakların iyi çalışmasını sağlar. Meyveleri suda pişirilip demlendikten sonra şekerle içilince, ishal ve dizanteri hastalıklarına iyi gelir. Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder. İnce bağırsak iltihabı, ishal ve dizanteriyi giderir. Kan dolaşımını düzenler. Sinirleri güçlendirir. Mide hastalıklarında faydalıdır. Lumbago ve nikriste kullanılır. Ana karnındaki ceninin düşmesini önler.

Muşmula yaprağının kaynatılıp içilmesi halinde şeker hastalığına iyi geldiği, muşmula çekirdeğinin idrar artırıcı özelliği bulunduğunu, böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesinde faydalı olduğu da bilinmektedir.